Toplum Sözleşmecileri: Hobbes, Locke ve Rousseau

Logo
Toplum Sözleşmecileri: Hobbes, Locke ve Rousseau
  • 4844 Okuma
  • 1 Yorum

Öncelikle belirtmem gereken şey, yazımı bir makale tarzında kaynak göstererek size aktaracağım. Kaynak göstermede APA stilini kullanacağım. Yazı dizisi sona erdiğinde ise son konumuz olan "Rousseau bölümünün" altında kaynakçayı paylaşacağım. 

Devletin ortaya çıkışı, toplumun kurulması, en iyi yönetim tipinin ne olduğu konuları pek çok düşünürün üstünde kafa yorduğu noktalar olmuştur. Toplum sözleşmecileri olarak adlandırılan; Thomas Hobbes, John Locke ve Jean Jacques Rousseau’nun birbirilerinden farklı fikirleri bulunmakla birlikte, doğa durumu yaklaşımı, rızaya dayanan bir sözleşme gibi ana konularda benzer çıkarımları olduğundan söz edilebilmektedir.

Bu çalışmada ilk olarak "insan doğası kötüdür" diyen Hobbes'u ele alacağız.

1.     THOMASHOBBES

Wiltshire’da,5 Nisan 1588 yılında doğan Hobbes, 91 yıllık ömründe iç savaşlara, bilimsel ve siyasal devrime tanıklık etmiştir. İngiltere’ye yaklaşan İspanyol donanması tehdidi nedeniyle, annesinin erken doğum yapması sonucu dünyaya gelen Hobbes (Monk, 2004: 15), “korku ve ben ikiz doğmuşuz” diyerek içinde yaşadığı dönemin yapısını ortaya koymuştur (Tannenbaumve Schultz, 2005: 203).  

Papaz olan babasının, ailesini çok küçükken terk etmesi üzerine Hobbes, ailesel yönden de oldukça güvensiz bir ortamda yetişmiştir. Yetiştiği bu karmaşık çatışma ortamı Hobbes’un içinde büyük bir ölüm korkusu ve güvensizlik duygusu oluşmasına sebebiyet vermiş ve bu ruh hali eserlerine egemen olmuştur. Babası tarafından terk edilen Hobbes’a amcası destek olmuştur. Oxford Üniversitesi’ne 15 yaşında girip, 5 sene sonra mezun olan Hobbes, öğretmenlik ve yazarlık yapmıştır. Avrupa Kıtası’na çok sık seyahat eden Hobbes, Galile, Decartes ve Bacon gibi düşünürlerle tanışmış, Bacon’a birkaç yıl sekreterlik yapmıştır (Tannenbaum ve Schultz, 2005: 203-204).

Hobbes’un siyasal kuramının ilk eseri “Hukukun Ögeleri” 1640 yılında, ikinci yapıtı olan “Vatandaş Üzerine” 1642’de iç savaş evvelinde basılmıştır. Hobbes’un en ünlü eseri olan “Leviathan” 1651 yılında basılmıştır (Monk, 2004: 15).

İngiliz iç savaşı, Kral ve Parlamento arasındaki büyük çekişmeden dolayı meydana gelmiştir. Bu savaşın 3 temel çatışma noktası bulunmaktadır; bunlardan ilki devletin dininin kurumu olan ve başında Kralın bulunduğu Anglikan Kilisesi ile bağımsız protestan cemaatler arasında gelişen din özgürlüğü sorunu, ikincisi din özgürlüğü gibi konuları karara bağlayacak otoritenin kim olduğu sorusuna net cevap verilememesinden ileri gelen siyasal egemenlik sorunu, sonuncusu ise değişen toplumsal yapının beraberinde gelişmekte olan bir orta sınıf oluşturması ve güçlenmeye başlayan bu sınıfın parlamentoda temsil hakkı arayışı, feodal beylerin hükümetten dışlanması gibi nedenlerden oluşan sosyal ve ekonomik sorunlardır (Tannenbaumve Schultz, 2005: 204-205). Bu iç savaşın galibi parlamento olmuştur ve I.Charles 1649 yılında idam edilmiştir. Hobbes bu idamın ardından Fransa’ya sürgüne gitmiştir. Tüm bu karmaşanın içinde yaşayan Hobbes’un ilk iki eseri iç savaş öncesinde, Leviathan ise iç savaş zamanında yazılmış ve I. Charles’ın idamından iki sene sonra 1651 yılında yayınlanmıştır (Monk, 2004: 15).

1.1.Hobbes’un Doğa Durumu

Hobbes, Leviathan’ın 13. Bölümünde bu konunun üzerinde durmuştur. İnsanları doğuştan eşit kabul etmiştir. Bu eşitlik hem kuvvet yönünden, hem de akıl yönünden tam anlamıyla gerçek bir eşitlik olarak ele alınmıştır. “…Bedensel güç bakımından, en zayıf olan kişi, ya gizli bir düzenle ya da kendisi ile aynı tehlike altında olan başkalarıyla birleşerek, en güçlü kişiyi öldürmeye yetecek kadar güçlüdür”(Hobbes, 1995: 92) satırlarıyla bedensel gücü eşitlerken, doğuştan gelen özel yetenekleri bir kenara bırakmak şartıyla zihinsel özelliklerin de eşit olduğunu şu satırlar ile belirtmiştir;

“…insanlarındoğası öyledir ki, başka birçoklarının daha zeki veya daha güzel sözlü veya daha bilgili olduklarını teslim etseler de, kendileri kadar zeki çok fazla insanın bulunduğuna kolay kolay inanmazlar; çünkü kendi zekalarını iyi tanırlar, başkalarının zekasını ise uzaktan. Fakat bu, insanların bu alanda eşitsizliğini değil, tersine eşit olduklarını kanıtlar aslında. Çünkü, bir şeyin eşit pay edildiğinin en büyük kanıtı, herkesin kendi payından memnun olmasıdır.” (Hobbes, 1995: 93) Hobbes’un bu satırlarını bir Türk atasözü ile açıklamak mümkündür; “akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını satın almış.

Hobbes, bu eşitliğin amaçlara ulaşmak için eşit umut doğurduğunu belirterek,eşitlikten, güvensizliğe ulaşır. İki kişinin aynı şeyi elde etme rekabetine girmesi üzerine birbirilerini yok etmek veya egemenlikleri altına almak isteyeceklerini düşünmüştür. Bir kimsenin bu güvensizlikten kurtulması amacıyla,kendisi için tehdit oluşturacak kimse kalmayıncaya kadar tüm tehdit oluşturabilecek kişileri hakimiyeti altına almaya çalışacağını savunmuştur.

Hobbes’un bir diğer çatışma unsuru ise, insanların daha fazla değer görmek için başkalarını korkutma yoluna gitmesi, hakir görülme veya küçümsenme sonucunda insanların kendilerini küçümseyenlere çok büyük zararlar vermek istemesine dayalı olarak, şan ve şöhret isteğidir.

İnsanların daha fazla kazanç için, kendilerini korumak için ve son olarak da aşağılanıp,küçümsendikleri durumlarda şiddete yöneleceğini söyleyen Hobbes buradan hareketle “devlet olmadıkça, herkes herkese karşı daima savaş halindedir” demiştir (Hobbes,1995: 94).

Hobbes, insanların hepsini birden korku altında tutacak bir gücün gerekliliğini, savaş halini ortadan kaldırmak için savunmuştur. Bu gücün eksikliğinde, savaş durumunun doğacağını ve böyle bir ortamda çalışmaya, toprağı işlemeye, mülkiyete, yazıya,sanata, bilime yer olamayacağını, insanları tümüyle şiddetli ölüm korkusunun saracağını belirtmiştir (Hobbes, 1995: 94-96). Hobbes, başyapıtının ilerleyen satırlarında, savaş halinde insanı tümüyle sardığını söylediği “ölüm korkusu”duygusunu, insanları barışa yönelten duygular arasında ele almıştır.

Hobbes’un resmettiği bu doğa durumu, Onun bir varsayımıdır. Belki hiç var olmadığını dahi vurgular. Ancak yaşadığı dönemdeki iç çatışma ve savaş durumlarında bulunan yerlerdeki korkulacak gücün eksikliğine değinerek, resmettiği doğa durumu varsayımının tutarlılığını pekiştirmiştir (Hobbes, 1995: 95). Hobbes’un, bu varsayımında İngiltere’deki gözlemlerinin, kısmen de olsa rolünün bulunduğu düşünülmektedir (Tannenbaum ve Schultz, 2005: 209).

Hobbes’a göre doğa durumu tam bir karmaşadır, bireyler birbirilerine karşı hiçbir sorumluluk hissetmezler, hayatta kalmak ve arzularını tatmin etmek duygusu tarafından yönetilirler ve adeta yalnız kalmış bir canavarı andırırlar (Tannenbaum ve Schultz, 2005: 209).

Hobbes’un doğa durumunun yapısı, materyalist, bireyci ve moderndir. Bu özellikleri doğa durumu ile ilişkilendiren ilk filozof da yine Hobbes olmuştur (Tannenbaum ve Schultz, 2005: 208).

1.2.Doğal Hak ve Hakkın Devredilmesi

Hobbes’un doğal hak tanımı şu şekildedir; “Kendi doğasını, yani kendi hayatını korumak için kendi gücünü dilediği gibi kullanmak ve, kendi muhakemesi ve aklı ile, bu amaca ulaşmaya yönelik en uygun yöntem olarak kabul ettiği her şeyi yapmak özgürlüğüdür.”Böyle bir doğal hak çerçevesinde insanların birbirilerine öldürmek dahil her şeyi yapma hakkının bulunuyor olması bütün insanları savaş durumuna getiren bir özelliğe sahiptir. “…Dolayısıyla, herkesin her şey üzerindeki bu doğal hakkı devam ettiği sürece, ne kadar güçlü veya akıllı olursa olsun, hiç kimse, doğanın normalde insanların yaşamalarına izin verdiği sürenin sonuna kadar hayatta kalma güvencesine sahip olamaz.”Toplu halde bir hak bırakmanın gerekliliğinden bahseden Hobbes, İncilin “başkalarının sana ne yapmasını istiyorsan sen de onlara onu yap” yasasından (Hobbes, 1995: 97) hareketle, bütün insanlığın yasasını “sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkalarına yapma” (Hobbes,1995: 123) düşüncesi üzerine kurmuştur. Fakat, doğal hukukun bu felsefesi insanları kurallara uydurmak için yeterli değildir ve Hobbes tam da bu noktada“kılıcın zoru”nu devreye sokar. 

Devam yazımızda Hobbes'a göre devletin doğu ve hükümet tiplerini betimlemesini ele alacağız.

yazar

Köpekler ve kitaplar... Başka bir şey yok.

Yorumlar (1)

  1. yazar
    Ziyaretçi

    - 3 yıl önce

    Devamını ve kaynakçayı görmek isteriz...

Katma değer vergilerinin işletmeler tarafından her türlü mal ve hizmet satılırken kaydedilmesi ve takip edilmesidir. Satış yapılırken karşı taraftan alınan Katma Değer Vergisi alacak tarafına yazılır. Mevzuat nedeniyle hesaba yapılan düzeltmeler hesaplanan KDV hesabının borcuna yazılır. kdv hesaplama Dönem sonunda İndirilecek KDV hesabı ile karşılaştırılarak bu hesap kapatılır.

Müşteri ilişkileri yönetimi (CRM), müşteri ilişkilerini yöneten eksiksiz bir yazılım sistemidir ancak tek bir çözüm değildir. crm yazılımı Müşteri ilişkilerinizi etkili bir şekilde yönetmek, analiz etmek ve iyileştirmek için her müşteri etkileşimi noktasını destekleyen kapsamlı bir bulut çözümleri grubuna ihtiyacınız var.

İstanbul'un en büyük ve iyi yazılım şirketleri ve firması, mobil uygulama, web tasarım, özel proje ve mobil yazılım şirketlerinden Digitexa Yazılım Şirketi, güçlü yazılımcı kadrosu ile yazılım firmaları arasında kurumsal ve güvenilir yere sahiptir.